Karaçay-Malkar toprakları, Kafkasya'nın Orta Kafkaslar olarak bilinen merkezinde yer alıyor. Mingitaw Elbruz, Dıhtaw ve Koştantaw gibi Kafkasya'nın, hatta Avrupa'nın en yüksek dağları bu coğrafyada bulunuyor. Halk kendisini "Tawlu (Dağlı)" olarak adlandırıyor, ayrıca "Alan" adını kullanarak birbirine bu şekilde hitap ediyor. Karaçaylılar ile Malkarlılar farklı etnik kökene sahip iki ayrı halk değil; aynı dili, kültürü ve tarihi paylaşan tek bir Türk boyu olarak tanımlanıyor.

Bolşevik yönetimi altında baskı yılları

Sürgüne giden süreç, 1917'deki Bolşevik İhtilali'ne kadar uzanıyor. Halkın gücünü bölmek ve asimilasyonu kolaylaştırmak isteyen Bolşevikler, 1920'li yıllarda Karaçay ve Malkar topluluklarını farklı idari yapılara bağladı. Malkarlılar Kabardeylerle birlikte Kabardin-Balkar Özerk Cumhuriyeti'ne dahil edilirken, Karaçaylılar Karaçay Özerk Bölgesi'ni oluşturdu.

1921-1928 arasındaki Yeni Ekonomik Politika döneminde bölgede ekonomik ve kültürel gelişme yaşandı. Ortak bir Latin alfabesi hazırlandı, çok sayıda okul ve enstitü açıldı, yeni bir aydın tabakası ortaya çıktı. Ancak bölgeye atanan Rus yöneticiler, 1918-1920'de Bolşeviklere karşı savaşan Karaçaylıları gericilik, milliyetçilik ve Pantürkizm suçlamalarıyla ortadan kaldırmaya başladı. 1926'da 34 din adamı tutuklandı, 1928'de ileri gelenler "burjuva milliyetçi" damgasıyla görevlerinden uzaklaştırıldı ve yılın sonunda bölge yönetiminde hiçbir Karaçaylı kalmadı.

1929'da Karaçay halkının yüzde 25'i "küçük burjuva" sayılarak tutuklandı, mülkleri devlete geçti; geri kalanlar kolhozlarda çalıştırılmaya başlandı. Zorunlu kolektifleştirme büyük bir isyana yol açtı. Stalin, 1930'da Pravda'da yayımlanan makalesinde başarısızlığın sorumluluğunu yerel yöneticilere yükledi ve halka haklarının iade edileceğini yazdı. Halk bu sözlere inanmasa da silahlarını bıraktı. Ardından kurulan askeri mahkemelerde 3 bin kişi kurşuna dizildi, 17 bin kişi Sibirya'daki çalışma kamplarına gönderildi.

Zorla kolhozlaştırmanın 1932-1934 arasında sürmesi üzerine halk 1934'te yeniden ayaklandı; ayaklanma bastırıldı ve 3 bin aile daha sürgüne yollandı. 1936'da başlayan toplu tutuklamalarda bölgenin aydın tabakası büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. 1938'den itibaren idare NKVD'nin eline geçti, binlerce kolhoz işçisi hapse atıldı. 1936-1937'de 875 Karaçaylı kadın da ayaklanmalara karıştıkları gerekçesiyle hapsedildi. 1939-1940'a gelindiğinde halkın yüzde 40'ı ya öldürülmüş ya da Sibirya'ya sürülmüştü.

Savaş yılları ve topyekün sürgün

1941'de Almanlar Sovyetler Birliği'ne savaş açtığında, Sovyet yönetimine karşı büyük öfke taşıyan halk Almanları kurtarıcı olarak karşıladı. Sovyet istihbaratı, ordudaki Karaçay-Malkarlı subay ve askerleri "güvenilemeyecek düşman unsurlar" sayarak cepheden çekip Ural bölgesindeki kömür ocaklarına gönderdi. Bunun üzerine bir Karaçay süvari alayı silahlarıyla dağa çıktı. Almanlar 21 Ağustos 1942'de Elbruz Dağı'na Alman bayrağını dikti; camiler yeniden açıldı, kolektif çiftlikler kaldırıldı. Bölgede bulunan Alman gazeteci Erich Kern, yerli Müslüman halkla ilişkilerin iyi olduğunu, gönüllü süvari birlikleri kurulduğunu ve halkın komünizme karşı olduğunu anlattı.

1942 sonunda Alman ordusu yenilgiye uğrayınca Kafkasya'dan çekildi. Kızıl Ordu 15 Ocak 1943'te Karaçay'a büyük bir saldırı başlattı ve köyler ağır bombardımanla yıkıldı. Karaçay-Malkarlıları yok edemeyen Sovyet yönetimi, 12 Ekim 1943'te Yüksek Sovyet Prezidyumu'nun kararıyla Karaçay halkını 2 Kasım 1943'te topyekün sürgüne gönderdi; aynı karar 8 Mart 1944'te Malkarlılara da uygulandı. Sürgün gecesi köyler silahlı birliklerce kuşatıldı, evler tek tek basıldı. Toplam 69 bin 267 Karaçaylı hayvan vagonlarıyla sürüldü; sonradan Sovyet ordusundaki Karaçaylı askerler de onlara katıldı.

Sürgünün ardından topraklar paylaştırıldı, özerk bölge sınırları yeniden çizildi. Dağlık bölgeler ile Malkar toprakları Gürcistan SSC'ye ilave edildi; halkın bir daha dönmeyeceği düşünülerek yer adları değiştirildi, eski köylere Gürcüce, birçok yere ise Rusça adlar verildi. Karaçay-Malkarlılar Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'ın ücra köşelerine dağıtıldı ve ilk yıllarda nüfuslarının yarısını yitirdi.

Dönüş ve nüfus kaybı

Karaçaylılar, Kruşçev'in 1956'daki Komünist Parti 20. Kongresi'nde yaptığı gizli konuşmada Stalin tarafından haksız yere sürüldüğünü belirttiği beş halktan biriydi. Kruşçev aynı yıl dönüş ve haksızlığın giderilmesi için gerekli çalışmaları yapacağına dair güvence verdi. 14 yıl sürgünde kalan halk, 1957'de vatanına dönmeye başladı. 1939'da 75 bin 800 olan Karaçay nüfusu 1959'da ancak 81 bin 400'e ulaşabildi. Malkarlıların nüfus kaybı ise daha fazla oldu; 1939'da 42 bin 700 olan nüfusları kayıpların ardından belirgin biçimde azaldı.