İnternet, 2000'lerin başında çoğu kullanıcı için haftada ya da ayda bir iki saatlik internet kafe ziyaretlerinden ibaretti. Geçmişte kolay ulaşılamayan bilgileri bir araya getiren, uzaktaki yakınlarla iletişimi ve tanışmayan kişilerin aynı oyunda buluşmasını sağlayan bu ortam, işletmeden çıkıldığında geride bırakılıyordu. Yaklaşık on yıl sonra evlerde bilgisayar ve internet bağlantısının yaygınlaşması, sosyal ağlara katılımı bir "dışarı etkinliği" olmaktan çıkardı.
Paylaşımın öne çıktığı yeni dönem
Sosyal medyanın henüz gelişmekte olduğu yıllarda Facebook, Instagram ve Twitter (X) gündelik yaşamın vazgeçilmez bir parçası değildi ve bu platformlarda paylaşımdan çok iletişim ön plandaydı. X ve Facebook'taki "Neler oluyor?" ve "Ne düşünüyorsun?" ifadeleri, bu iletişim temelli anlayışın izleri olarak görülebiliyor. Bugün ise baskın eğilim, nereye gidildiğini ve neler yapıldığını duyurmaya dayanıyor. Sanal dünyada olup biteni kaçırmaktan çekinen genç ve yaşlı kullanıcılar için edindiklerini ve yaptıklarını sürekli bildirmek "yeni normal" haline geldi. Platformların düzenli bildirim göndermesi de bu akımın sürmesini amaçlıyor.
Leeds Üniversitesi Medya ve İletişim Fakültesinden Öğretim Görevlisi Ludmila Lupinacci, kullanıcıların sosyal medyayı ilişki ağlarını güçlendirmek, kendini ifade etmek ve kimlik inşa etmek için kullandığı yönünde yaygın bir görüş olduğunu belirtti. Ancak bunun duraksamadan ve filtresiz paylaşım dürtüsüne yol açmadığını söyledi. Lupinacci'ye göre paylaşımlar bir karar alma sürecinin ardından yapılıyor ve kullanıcılar "çevrim içi karakterlerini" şekillendirmeye yatkın. Ayrıca toplum karşısında görünür olmaya verilen önemin azaldığını, herkese açık paylaşımların yerini büyük ölçüde özel ve gündelik iletişim biçimlerinin aldığını gösteren çalışmalar bulunuyor.
Tasarım, etkileşim ve gelir
Lupinacci, her platformun kendine özgü bir iş modeli bulunduğunu, genel olarak arayüz ve sunumların geçirilen vakti ve etkileşimi en üst seviyeye çıkaracak biçimde tasarlandığını ifade etti. Kullanıcıları bildirimlerle platforma geri getirmenin ve gezinirken içeride tutmanın hedeflendiğini belirten Lupinacci, sonsuz kaydırmanın bunun en başlıca örneği olduğunu söyledi. Ona göre buradaki fikir, kullanıcının tek tek gönderileri tüketmesi değil, içerik akışına dalmış hissetmesi.
Lupinacci, birçok platformun tarihsel olarak harici sayfa bağlantılarının paylaşılmasını zorlaştırdığını, çünkü kitlenin platformda tutulmak istendiğini kaydetti. Böyle bir ortamda kullanıcıların akışın ve sohbetin parçası olmak ya da güncel akımlara katılarak içeriklerinin görünürlüğünü artırmak için anında paylaşım yapma ihtiyacı duyabileceğini dile getirdi. Reaksiyon, beğeni, paylaşım, görüntüleme ve yorum odaklı optimizasyonun, öneri sistemlerinin polemik yaratan, tartışmalı veya aşırı tepki çeken içerikleri öne çıkarmasına yol açabileceğini de ekledi.
Sosyal medya şirketleri kullanıcıları gelir elde edilen öznelere dönüştürüyor. Beğeni ve paylaşım, şirketlerin ekonomik değere çevirdiği etkileşim biçimleri haline geldi; kişisel beğeniler ise şirketler için istatistik verisine dönüşüyor. Bir paylaşımı yapan ya da beğenen kişinin şahsi değerinin yerini ise "milyonlarca" izlenmenin yarattığı suni mutluluk alıyor.
FOMO ve sorunlu kullanım
Bu sistemin beslendiği en dikkat çekici duygu, günceli kaçırma korkusu olarak tanımlanan "FOMO" ve kaygı. ABD'deki Toledo Üniversitesinden Psikoloji Profesörü Dr. Jon D. Elhai ve meslektaşlarının araştırma yazısında sorunlu sosyal medya kullanımı depresyon, endişe ve stresle ilişkilendiriliyor. Akademisyenler FOMO'yu, başkalarının kişinin dahil olmadığı tatmin edici deneyimler yaşıyor olabileceğine dair yaygın bir endişe ve başkalarının neler yaptığıyla ilgili sürekli bağlantıda kalma arzusu olarak tanımlıyor.
Araştırmaya göre FOMO düzeyi yüksek kişiler, korkularını hafifletmek için akıllı telefon ve sosyal medya kullanımına yöneliyor. Farklı cinsiyetlere ve etnik kökenlere mensup, 18-25 yaş arasındaki üniversite öğrencilerinin katıldığı çalışmada, başkalarının sosyal deneyimlerini kaçırmama isteğinin temelini oluşturduğu bu korkunun sorunlu sosyal medya kullanımını etkilediği belirtiliyor.